bişşiyler bişiiyler

0 yorum var - 24 Mayıs 2008 20:08

Kabullenemeyiş sevmemek deil : vucudunu , sigaranı , sevgilini, deniz kabugun'u, akrabalarını, geleceğini geçmişini, şehrini, bisikletini, yalnızlığını, düşlerindeki tutarsızlığı...Seviyorum eğer sevmek, sevdiğin şeyin zarar görmemesini istemekten başka bişi değilse elbette. Burdaki yavşaklık senin olanın artık senin olduğu için onunla ne yapman gerektiğini bilmemen, bu yüzden ilk olarak tadını çıkarırsın sonra seversin ve biter, amaçsız bi sıradanlık süre gelir. Hepsini kaybedip tekrar kazanmak içinmi (öyle olduğu zaman işin içine değer giriyor onun sana sağladıklarını özlüyorsun buda bi yoksunluk belirtisi ve istekler yeniden başlıyor) yoksa sonsuz bir kazanma aÇLığı içinde mi yaşıycam. Bundan ibaretmiydi yani bu kadar övülen yere göğe sığdıramıycak hayatım hayatlar, kazanmak yada kaybetmek mi? En kabullenemediğim bendeki ve diğerlerindeki bu açlık, zaten burayı mahveden tüketen de bu! Toprak artık benden bu kadar vericeğim hiç birşey kalmadı dediği gün herşeyimizi kaybediceğiz!!!

aferim1

Dava

0 yorum var - 14 Mayıs 2008 02:08

-gunaydin sayin solucan yargic, adalet ortaya cikaracaktir ki, Şu anda onunuzde duran tutuklu, sucustu yakalanmiştir duygularini aciga vururken. aciga vururken insan dogasina ait duygularini. ayip bu kadar la kalmiyor. okul mudurunu cagirin! her zaman soylemiştim onun adam olmayacagini, ve sonuc olarak sayin yargic.
-eger izin verselerdi istedigimi yapmama, ben onu dove dove adam ederdim. fakat elimde degildi. allahin cezalari ve duzenbazlar,onun cinayeti Şuphe uyandirmadan işlemesine izin verdiler.birakin onu bugun pataklayayim.

-tavan arasindaki cilgin oyuncaklar, ben cilginim tamamen balığa gitmiş
bilyelerimi alip goturmuş olmalilar.
tavan arasindaki cilgin oyuncaklar, ben cilginim.

-davalinin karisini cagirin seni kucuk pislik şimdi boka battin. umarim firlatip atarlar anahtari. benimle daha sik konuşmaliydin fakat hayir, ille kendi bildigini okuman gerekiyordu, hic yiktigin ev oldu mu son zamanlarda? yalnizca beş dakika icin, sayin solucan yargic onu ve beni yalniz birakin.
-bebegim!
gel annene bebegim, izin ver seni
kollarima alayim
saygi deger efendim, hic istemedim onun başinin belaya girmesini neden beni terk etmek zorunda kaldi? sayin solucan yargic birakin evine gotureyim onu

-cilgin gokkuşaginin ustunde, bir cilginim ben pencerelerde parmakliklar bir kapi olmaliydi duvarda iceri girdigimde cilgin gokkuşaginin ustunde, bir cilgin o

-mahkemenin elindeki deliller tartişma goturmez, hic gerek yok jurinin odasina cekilmesine bunca yillik yargicligim suresince daha once hic duymadim bundan daha fazla hak edeni tum yasalari cignemekten dolayi cezalandirmayi onlara aci cektirme yolun, zarif karina ve annene, kusmaya zorluyor beni fakat dostum aciga vurdun en derin korkunu ben de seni mahkum ediyorum benzerlerinin onunde
duvari yirtmaya.
duvari yirtmaya.
duvari yirtmaya.

pink floyd - The Trial

2 yorum var - 13 Mayıs 2008 06:08

http://www.zipara.com/filestock/135037825525073867161/Maya_Vision_web_daysign.jpeg

Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı. Bunların ilki, “kutsal takvim” olarak bilinen ve 20’şer günlük 13 aydan oluşan “Tzolkin” (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü “13 Ahau”dur. “Haab” adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20’şer günlük 18 aydan oluşur. “Uinal” olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna “tun” adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla “tun”a eklenir (aynı Mısır ve Sümer’de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab’ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin’e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir. Ve diğer döngüleri şu şekildedir:

GÜN SAYISI İSMİ
1 Kin
20 Uinal
360 Tun
7200 Katun
144000 Baktun

İşte Mayaların efsanevi “Long Count” yani “Uzun Sayım” dedikleri süreç, 13 Baktun’a eşittir (1.872.000 gün = 5125,36 güneş yılı) Maya tarihinde “başlangıcı” olarak belirlenmiş noktayı bilmezsek, yukarıdaki hesabı yapamayız. Bizim takvim sistemimize göre bu an, İsa’nın doğduğu varsayılan yıldır. Gregoryen takvimimizde biz bu yılı “0” olarak kabul eder ve öncesini, sonrasını buna göre hesaplarız. Mayalarda da bu tarihin başlangıcı 0.0.0.0.0 günü olmalıdır; yani herşeyin başlangıç noktası Arkeolojik bulgular ve Karbon-14 yöntemi yardımıyla yapım tarihi bizim takvimimize göre büyük bir kesinlikle belirlenen birkaç tapınakta (İzapa, Chichen Itza ve Monte Alban’da) Maya rahiplerinin, yapılış tarihini belgeleyen Uzun Sayım tarihleri de bulunmuş ve yanılma payıyla birlikte Milattan Önce 11 Ağustos 3114 tarihi 0.0.0.0.0 noktası olarak tespit eidlmiştir. Ve buna göre 13.0.0.0.0 tarihi 21 Aralık 2012 gününe denk gelmektedir.

O Günün Özelliği Nedir?

Maya takviminin 21 Aralık 2012'de bitmesinde ne var diye soruyor olabilirsiniz. Aslında bu tarih tespit edildikten sonra araştırmacılarında kafasına takılan soru buydu. Ve ilk akla gelende, astronomide bu kadar ileri bir toplumun bu tarihide bir astronomik oluşumla ilişkilendirmiş olma olasılığıydı. Bu yönde yapılan araştırmalar bu fikrin doğru olduğunu ortaya koydu.
Bilindiği gibi 21 Aralık tarihi yılın en kısa günüdür. John Major Jenkins, 21 Aralık 2012’de gökyüzünde oluşan astronomik konumların, oldukça sıradışı birleşmelere işaret ediyor. Bunların en önemlisi, gezegenlerin ve Ay’ın üzerinde hareket ettiği, “Ekliptik” olarak adlandırdığımız “tutulum çemberi”nin, tam 21 Aralık günü Samanyolu’nun dünyadan görülen ekvatoral çizgisiyle kesişmesi. Bu kesişmenin, modern astronomik ölçümlere göre "galaksimizin merkezi” olduğu belirlenen noktada (süper karadeliklerden biri olduğu düşünülüyor.) gerçekleşmesi, bu tarihi daha da ilginç kılıyor. Ama daha ilginci, 21 Aralık günü Güneş’in de tam “gündönümü” sırasında bu noktayla aynı hizaya gelmesi. Astronomik deyişle “Gündönümü Güneşi”, Ekliptik ile Samanyolu kuşağının “galaksi merkezi” olduğu belirlenen noktayla aynı hizada kesiştiği koordinata yerleşiyor. Bu birleşim, Mayalara göre, “Güneşler” olarak adlandırdıkları devrelerin beşincisinin noktalandığı anı belirlemekte.Maya kozmogonisine göre, dünyanın geçmişi, 13 Baktun’luk (aşağı yukarı 5125 yıl) devrelerden oluşur ve bunların her birinin bitimi, dünya için radikal değişimler ve büyük yenilikler içerir. İçinde bulunduğumuz devre, Mayalara göre beşinci ve son devredir ve 13.0.0.0.0 tarihinde son bulacaktır. Bizim takvimimize göre sözü edilen bu tarih, 21 Aralık 2012’ye denk gelmektedir.

Aslında tek önemli tarih 21 Aralık değil 2012 yılı için. Mayaların astronomi birikimlerinde , Boğa takımyıldızındaki Pleiades grubunun ayrı bir önemi var. G Bu yıldız grubunun gökyüzünün tepe noktasından (“Zenith” noktası) geçişi, Mayalar için önemli bir olaydı ve genellikle Tzolkin ile Haab’ın son günlerinin çakıştığı 52 yıllık dönemin sonunda yaşandığı için de fazlasıyla önemsenirdi. Monte Alban’dan İzapa’ya dek birçok kentte, gökyüzünün tepe noktasını gözlemlemek için hizalanmış şaftlara sahip yapılar bulunmuştur. Bu gözlem noktalarında başını yukarı kaldırıp belli bir anda daracık şafttan gökyüzüne bakan gözlemci, yalnızca Zenith noktasını görürdü. Meksika’nın güneyinde, İzapa’nın bulunduğu paralel üzerinde Güneş – Pleiades buluşması, presesyon etkisinden bağımsız olarak her yıl, ilkbahar ekinoksundan 61 gün sonra gerçekleşir. Günümüzde bu tarih, Güneş’in Boğa Burcu’na girdiği 20 Mayıs tarihine denk gelmektedir. Bu buluşma Zenith’te gerçekleşirse? Mayıs 2000'deki gezegen dizilimini hatırlayacaksınız. Ama ondan çok daha önemli birşeyi çoğunluğumuz bilmiyoruz Mayalarca önemli olduğu yeterince vurgulanan gün, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasıdır ve bu astronomik olayın gerçekleşme tarihi de 20 Mayıs 2000’dir. Mayalar, 13 Baktun’un hemen öncesine denk gelen bu astronomik buluşmayı, bir sürecin başlangıcını işaretlemek için kullanmışlardı Ünlü Kukulkan piramidinin tepesinde, doğrudan Zenith’e yöneltilmiş, çıngıraklı yılan kuyruğu biçiminde bir sütun yer alır. Çıngıraklı yılanın kuyruğundaki “çıngırak” işaretleri, Maya kültüründe Pleiades’in simgesidir. Çıngırağın biraz aşağısında, “Ahau yüzü” olarak adlandırılan bir kabartma vardır ve bu da, Güneş’i simgelemektedir. Bir bütün olarak Kukulkan piramidinin tepesindeki şekil, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasına işaret etmektedir

3 yorum var - 12 Mayıs 2008 04:45

Geçip giden bişeyler varmış hayatlarda.Aramızdan sessizce sıyrılıp yolunu bulan.Caddelerden,evlerden geçip giden ve bir daha geri gelmeyen,belki de gelemeyen birşey varmış.Zaman demişler adına.Günmüş sıcacık ve geceymiş sonra ayışığında.Tek tek anlarmış aslında insanı yaşatan tüm hissedişleri en şiddetli haliyle içinde bulduğun.Şimdi yeniden hissetmek istediğim anlar kaldı yüreğimde.Geriye dönüp tekrar tekrar yaşamak istediğim anlar...
Gözlerinin içine ilk baktığım anı anımsıyorum ve elimi uzatıp adımı söylediğimi sana.Ve sonrasında geçen günlerde adını sayıkladığımı hatırlıyorum her yerde.Orası,seni yaşadığım yer,öyle bir yerdi ki o 'an'ları kocaman 'anı'lara dönüştürüp kattı bana.Ben de onlarla döndüm geriye.Arkama bakakalmak oldu dönerken tek yapabildiğim.Sanki gözümü iliştirdiğim her yerde sen vardın.BİR AYNAYA GÖRÜNTÜN ASILI KALMIŞTI,BİR ŞARKIYA SESİN,KOKUN BURNUMA MUSALLAT VE TENİN BENİM DENİZİM.
Yüzünün o çocuksuluğu-aslında biraz da çocuksun sen-içindeki adamı farkettiremedi önceleri bana.Ama hayatlarda geçip giden birşeyler vardı ya hani 'zaman'dı adı da o adamı tanıttı bana.Tanıdıkça an be an ne varsa ezberlendi sanki o adama dair.Yokluğunda yardımı dokunsun diye...
Doğaya karşı olan bağlılığını,sevgini öğrendiğimde,doğayı senden dinlediğimde ne kadar şaşırdığımı anımsıyorum.Ve bu şaşkınlığımın sonraları doğaya ve sana karşı nasıl bir hayranlığa dönüştüğünü...
Olur muyduk bir yerlerde,varır mıydık bir yerlere bilmiyorum. Anları yaşadıkça bunları düşünmemem gerektiğini farkettirdin bana.Korktum,evet çok korktum.Bilemedim seni bir daha ne zaman görebileceğimi.Ama bir yerlerde saklı olan usluluğun,sakinliğin bıraktırdı bana soru sormayı.Yorulmaya yoktu gerek,'an' yaşanmalıydı.Şimdi zaman zaman döküyorum içimi.Ya deftere kağıda ya da bir iki dosta.Bazen de senden bahsettikten sonra kızıyorum kendime.Seni saklamadım kendime diye.Yalnızlığım mı bilmeli acaba seni sadece?Yalnızlığım mı görmeli her biri en derinimden akıp giden gözyaşlarımı...?
Özledim...
eylül 27 2007

1 yorum var - 10 Mayıs 2008 17:28

1972 doğumlu Peştun kökenli bir Afgan olan Şerbet Gula; Sovyetler Birliği ve Afganistan arasındaki savaş sırasında öksüz kaldı. 1984 yılında Pakistan'da bulunduğu mülteci kampında Steve McCurry tarafından fotoğrafı çekildi. Gula, kamptaki okulda öğrenciydi. Afgan kadınların fotoğraflarını çekmek konusunda zorluklar yaşayan Steve McCurry, eline geçen fırsatı iyi değerlendirdi.
Afganistan batı medyası için uzun bir süre ulaşılmaz olduğundan, onbeş yıldan uzun bir süre Gula'nın kimliği bilinmezliğini korudu. Bu süreç Taliban rejiminin 2001'de yıkılmasına kadar sürdü. Bu zaman zarfında Steve McCurry Gula'ya ulaşmak için girişimlerde bulunduysa da başarılı olamadı.
2002 yılının Ocak ayında, bir National Geographic ekibi Gula'ya ulaşabilmek için Afganistan'a gitti. Steve McCurry Gula'nın geçmişte kaldığı Pakistan'da bulunan mülteci kampını ziyaretinde, Gula'nın erkek kardeşini tanıyan birine rastladı. Böylece ekip, 1992'de mülteci kampından ayrılıp ülkesine dönen Gula'ya,Afganistan'ın ücra bir bölgesinde ulaşmayı başardı. Fotoğrafın göz irisinin biyometri teknolojisi ile incelenmesi sonucu Şarbat Gula'nın bulunan kişi olduğu kesinleşti. Daha önce ya da sonra hiç fotoğrafı çekilmeyen Gula, 1984'te mülteci kampında fotoğrafının çekilişini tüm canlılığıyla anımsıyordu. Seksenli yılların sonunda evlenen Gula üç çocuk annesi. Gula'nın hikayesi National Geographic'nin 2002 Nisan sayısında yayımlandı, kendisini konu alan bir belgesel de 2002 martında yayınlandı.

kolsuzsifon hakkında:

19.10.1940 doğumlu, 67 yaşında. sessiz olarak çalışıyor.